12 saat otobüs yolculuğu bizim için artık
kısa.
Sabah 9 gibi Santiago ya vardık.
Bu sefer merkezde, yeni güzel bir
apartta kalıyoruz.
Yerleştikten, duşumuzu yapıp, çamaşırları yıkayıp
kuruttuktan sonra
(bizim icin önemli gün :))
karnımızı doyurup şehir turuna basladık.
2 tepe var, Santa Lucia bizim balkonun tam karşısı, güzel bir bahçe,
San Cristobar şehrin en büyük rekreasyon alanı,
bisikletliler, yürüyüş yapanlar, piknikçiler, konserler, kafeler, kilise...
Ve en tepede Meryem Ana
nın heykeli.
Funikuler tamirde olduğu için taksiyle çıkıp yürüyerek indik.
Burada Mote de huessillo içtik...
Bu yaz için benim favori içeceğim olacak,
gelirsiniz tatmaya :))
Statünun yanındaki kilisede bir hareket basladı,
1930
lardan bir Ford araba ile gelin geldi,
babasının kolunda ilerledi ve damat ile
buluşutular.... seramoni basladı.
Böylece bir Şili düğününe şahit olmuş olduk.
Dönüşte güzel
bir yürüyüş yolundan indik, bir yandan şehri seyir ettik.
İlk intiba kasvet....
Hava da biraz kapalı olduğu için mi yoksa pek yeşillik gözükmediğinden mi bilemedim.
Su yok, binalar çok üst üste Santiago'yu pek beğenmedim.
Otele dönerken Bellavista'dan geçtik.
Renkli bir bölge.
Graffiti dolu...
Bence şimdiye kadar gördüğüm Güney Amerika duvarlarının
en güzel
graffitileri burada.
Sokaklarda canlı müzik.
Kaldırımlar insan dolu, barlar
cıvıl cıvıl.
Patio de la Bellavista da artisanal dükkanlar ve kafeler var...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder